e -DEVLET LİNKLERİ
AVRUPA TÜRK GAZETESİ
 
13 Aralık 2017 Çarşamba   Künye | İletişim | Arşiv | Gazeteler | Kartvizit Rehber | MOBİL
Foto Galeri Video Galeri
ANA SAYFA
GÜNCEL
SPOR
SİYASET
SAĞLIK
SEKTÖREL
EĞİTİM
YAŞAM
EKONOMİ
ASAYIŞ
DİĞER
 
 
 
YAZDAN KALMA BİR YAZI
YAZDAN KALMA BİR YAZI
15 Haziran 2017 09:48:38

Yazar : KUNUK KALEMLER
  KONUK KALEM 
   
 
   
 
Makaleyi PaylaşYazı boyutunu büyütmek için       


YAZDAN KALMA BİR YAZI





(
1 )





Ama yaz, ve hani
derler ya, 

"yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak- 

artık hiçbir şey gelmeyecek.



Enis
Batur, Oktay Rifat'ın yolculuk kitapları üzerine düşüncelerini aktardığı bir
yazısına da yer veriyor kitabında. Burada "Üç
günlük geziyle bir yazar bir yeri,  bir
memleketi tanımaz.  Kendine göre bir
sonuçlara varır.  Hep genel konularda
dolaşır durur."
diyormuş Oktay Rifat. (Oktay Rifat'a Doğru, Sel
Yayıncılık,  2014, s. 112)





Geçen
yaz yaşadıklarımı ben de sezon sonundan alarak aktarayım size.  Ancak bendeki gözlemler üç günlük değil bir
ömürlük sayılır.





"Bir sahil kentinde
limana bağlı teknelerin ağırlığını ‘küçükler' oluşturuyorsa, orada insanlık
sürüyor demektir."

demişti Nazım Alpman bir köşe yazısında (18 Ağustos 2008, Birgün)



Kumla'da Gemlik-Küçükkumla-Mudanya arası işleyen bir İDO vapuru
var. Gemlik ve Armutlu'dan İstanbul'a giden bir de hızlı feribot. Büyüklerden
her ikiside. Sahilin sessizliğini onlar bozuyorlar. Ama niye yalan söyleyeyim boğaz
vapuru her uğradığında onu gördükçe mutlu oluyorum.



Sahili düzenli dolaşan iki de gezi motoru var. Mehtap turlarıyla
ünlü İzzet Kaptan ve Behçet Kaptan. Ama o eski, nostaljik tadı yok tekne
turlarının da. Sahiller sitelerle boydan boya apartmanlarla çevrilmiş
çünkü.   Mavinin yanına yakışan o yemyeşil
kıyıları, zeytinlikleri, çamlıkları, çınar gölgelerini arıyorsunuz.





İzzet Kaptan emekli olmuş, 
yolculuklara yakışan mehtap turlarının adını belediye "mavi tur" koymuş. Behçet Kaptan başka.
Gemlik'te banklarda oturmuş kitabımı okuyorken Behçet Kaptan'ın  küçük sevimli teknesi anonslar yapıyordu. Saat
15:00'da;
"Gemlik-Küçükkumla Turu". Benim
için iyi bir fırsat. Hem böylece yıllar yıllar sonra Gemlik-Manastır-Küçükkumla
sahillerinin son durumunu denizden de görebilecektim.



Ve motorlarda çalan müzikler, benim küçüklüğümde Modern Talking
ile Nurtaç Düzgit/Grup Turbo kasetleri falan çalınırdı. O yıl hangisi moda ise…
Denizi yaran küçük tekne yaz sezonu boyunca aşina olduğum şarkıyı dinletiyor
yine:





Dön hadi artık
dünyaya



Aç gözünü zaman dar



Vazgeç artık eh be
yavrum



Bunun sonu çok zarar





Eller ne dese
inanmadın



Yürek yandı
aldırmadın



Vuruldu kaç kere yüze



Sevmiyor dediler
duymadın





Her yer de okyanus
sen boğuldun derede



Zamanla unutulur hani
aklın nerede



Saatin mi bozuldu
niye kaldın geçmişte



Al bir zaman bir de
akıl bu da benden sana hediye

(Derya Uluğ/Okyanus)





Kıyıdaki değişimi daha iyi görebilmek için sancak tarafında
yerimi aldım ve küpeşteye de hafiften yaslandım. Cep telefonu elimde kamerası
alesta. Anımsadığım her yeri tek tek çekeceğim. 
Gemlik Körfezinin sol tarafı kıyı boyunca serbest liman bölgesi (Gemport).
 Sağ taraf çay bahçesi ile ünlü Manastır
mevkii. Adını
eski zamanların keşişler
bölgesi olmasından alıyor. E
n tepeye kadar yazlıklarla dolmuş.





Manastır da 1984'e kadar şirin
ve boş bir sayfiye yeriydi. Bu tarihten sonra heyelan tehlikesine ve
Bayındırlık Bölge Müdürlüğü Afet İşlerinin raporlarıyla tescil edilmesine
rağmen... Uğur, Huzur ve Küçük adlı apartmanlar da yıktırılmıştı…





Halbuki ne kadar güzeldi. Küçükken sık sık gelirdik buraya. Gemlik'ten
kalkan küçücük motorların yanaştığı ahşap şirin bir iskelesi vardı. Yamaçtan
incecik ama çok soğuk ipil ipil bir pınar akardı. Hani karpuz çatlatan
dedikleri cinsten. Günübirlikçiler o pınarın çevresinde toplanırlardı. Pınar
suyunda adeta buz kesen bostanlar yaz ortasının pikniğine serin lezzetler
katardı. Arada da keşişlerden arta kalan kalıntılar üzerinde kurulan çay
bahçesinden mesireciler ihtiyaçlarını karşılarlardı. Apartmanlar arasında sıkışıp
kalmış bu yerin şimdiki adı da "Saklı
Bahçe"
olmuş.





Deniz güzel miydi değildi belki
çakıl taşlık maşlıktı falan ama bizlere yetiyordu. Henüz bozulmamış
zeytinlikler, işgal edilmemiş kıyılar…



Manastır'dan sonraki rota Küçükkumla sahili. Sahile adını veren kıyıdan
köy 3 km içeride.



İnsan bir yerde uzun zaman kalınca bazı şeyler değerini mi
yitiriyor ne? Galiba beklentiler karşılıksız kalıyor ve bazı şeyler de gizemini
yitiriyor. Bir zamanların zeytinliklerle kaplı Küçükkumla'sının betonlaşan
şantiye halindeki görünümü bende bu duyguyu yaratmıştı. Binerken 10 liralık
bileti kesen lostromonun yanında duran Kaptan'a "Ben Küçükkumla'da kalacağım" demiştim. Sezon sonu olduğundan fazla
müşteri de yoktu çünkü…



İndikten sonra büyük hayal kırıklığıyla eve doğru yol alıyorum…





Hatırlıyor musun 





Nasıl
sapsarı 



Katırtırnakları açar



deniz
kıyılarında



(Sappho)





Karşı yaka, körfezdeki yerleşimlerden, körfezin çıkış
noktalarından biri de Mudanya'dır…





Peki Mudanya farklı mı?





Mudanya
hem mütareke binası hem de poyraz rüzgarıyla meşhur. Son yıllarda ilçe
kıyılarını işgal eden yüksek apartmanlar poyrazı kestiğinden  mi nedir eski Mudanya müdavimlerinin  şikayetlerine neden olmuyor değil. Poyraz
aslında Yunanca Boreas'tan geliyor. Poyraz'ın hikayesini bilir misiniz?
Halikarnas Balıkçısı "Anadolu Efsaneleri" adlı kitabında aktarıyor.  Pan bir periye (Prtys) aşık oluyor. Onu
kaçırmak isteyince peri çama dönüşüyor. Çamlar işte bu perinin ruhunu
simgelediğinden her poyraz estiğinde inliyorlardı.  Flüt çalıp dolaşan Pan  çobanların tanrısıdır. Satirler  keçi ayaklıdır. O da bir satirdir. Pan
hedonizmi yani dünya zevklerine düşkünlüğü simgelemektedir.  Panik yani çığlık sözü de ondan gelmektedir.





Kumyaka
ve Trilye Mudanya kadar ünlü iki şirin Rum köyü. Buradaki kiliselerin de tarihi
açıdan önemi çok yüksek. Bahar ayıyla beraber Kumyaka ile Trilye arasındaki
asfalt yol kenarlarına katırtırnakları ile laden çiçekleri eşlik ediyor. Akdeniz iklimi öyle bir iklim ki çakır dikeni ile katır
tırnağı yan yana. Katırtırnaklarından sözaçınca da aklıma Kumyaka geliyor…





Kumyaka'lı ablayla tesadüfen karşılaşmıştık Bursa'da bir yerde.
Bir arkadaşımla Körfez'deki kıyıların betonlaştığından  dem vuruyorduk.  Meğerse o da kulak misafiri olmuş.  Mudanya'dan da söz açıldığında söze giriveriyor:
"Mudanyamız güzeldir."



Mudanya'da oturduğunu fakat 
Kumyaka'lı olduğunu söylüyor. Kumyaka-Trilye arasında yaptığımız bir
yürüyüşte asfalt yol boyunda  tüneyen çok
büyük bir yılanla karşılaştığımızı söylemiştim. Cevabı hazırdı ona da: "Sen fırsatı kaçırmışsın yılan para demektir."  Ne yapaydım yani eve mi götüreydim yılanı
diye söylendim, hayret o ise köyde doğduğu halde hiç yılan görmemiş. Mezarlığa
geldiklerinden falan söz açıp gitti…





Yılan,
tahminim bir bozyörük (hazer) yılanıydı… Tehlikesiz hatta yararlı bir hayvandır
ama çok iri ve ürkütücü bir hayvandı. O ise benim bedenimden ürkerek fırlayıp
kaçmıştı. Zaten Türkiye'de yaşayan 54 tür yılandan sadece 13 türün zehirli, 3
türün yarı zehirli, 38 türün ise zehirsiz olduğu bilinir.







Denize yakın yaşamanız balıklar ya da deniz kuşlarına yakın
olmakla beraber karayla ilintili canlılardan uzak olacağınız anlamına gelmez.
Bir yol boyunda iri bir yılana rastlayabileceğiniz gibi bir çadır kampındaki
baraka veya  ağaçlar arasında da yaşamını
sürdüren yırtıcı hayvanlara  rastlayabilirdiniz.
Hepsi de sonuçta bir insandan ürküp kaçarlar. 
Kurşunlu'da mesela gelincik (kakım) görürdüm. Ancak bazı hayvanlar
hakkında insanların önyargıları vardır. Gelincik ve yılan hakkında
anlatılanlardan bir tanesi ise ibret verici:



Uzaklarda bir
köyde, kocası, çocuğu doğmadan önce ölen ve yalnız yaşayan hamile bir kadın kendisine
arkadaş olması için ormanda yaralı bulduğu bir gelinciği evinde
beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne
kadar evcil bir hayvan gibi olmasa da gelincik biraz uysallaşır. Bir kaç
ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve
yavrusuna da bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç
dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır.
Gelincik ile bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve
anne eve döner.  Gelinciğin kanlı ağzını görür. Çıldırmışçasına
gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki
odadan bebeğin sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Odada beşiğin içindeki
bebeğini ve yanında duran parçalanmış bir yılanı görür…





Kraliçe
Viktorya döneminin de bir simgesi haline gelen bu korkusuz ve cesur hayvanın
kürkü  bir şal gibi  boynunu da süslermiş…





Yılan görmek paraya
tabirse ya yunus balığı neyin alametiydi. Kumla'da geçen yaz  iki kez canlı canlı yunusları gördüm.  İlkinde Büyükkumla'da denizden iki defa
fırlayıp kaybolmuşlardı. Yanımdaki bir genç kitap okuduğum bankta bana bakıp "Sen de gördün mü?" diye sormuştu.  Ben daha önce yunusların körfezde sadece
heykellerini görürdüm, Gemlik'te, Mudanya'da, Güzelyalı'da ve Küçükkumla'da... 





Diğerini ise Küçükkumla
iskelesindeki oltacılar göstermişti.  O
daha açıkta yüzüyordu çünkü.  Balıkçılardan
niye bu kadar seyrek göründüklerini sorduğumda 
aslında açık denizlerde yaşadıklarını 
fakat sardalya sürülerinin peşine takılarak kıyıya kadar sokulduklarını
öğrenmiştim. B.Kumla'dakiler çok daha yakında görünmüşlerdi.
Zaten bir dip balığı
değil zargana, sardalya, palamut, hamsi, istavrit, uskumru, kılıç gibi su
yüzeyine yakın yaşayan hava balıklarıydı bunlar.





Yukarıda
çamlar, meşeler,  ardıçlar,



Ve çoğu
unutulmuş ağıl yerleri



Önlerinde,
susuz, sessiz bahçeleriyle



Taştan,
tuğladan evler



Sade,
sımsıcak köy evleri





Aşağıda
dar uzun çayırlar



Ve yol
boylarında



İncecik
ve yalnız kızlar gibi



Yaban
gülleri



(Ferit Durmuş)





Ferit Durmuş 1954 Ankara Örencik
doğumlu.  İnsan sevgisiyle dolu doğuştan
şair. Bursa'da yaşıyor. "Geçip Giderken"
ilk şiir kitabı. Her dizesi sevgi, özlem ve doğa sevgisi içeren şiirler yüklü. İnsana
ve doğaya olan yakın duyarlılığı kadar toplumsal sorunlara da duyarlı. Bunu
yakından bilenlerden biriyim. Neden mi? Çocukluğumdan tanışız çünkü.



Geçtiğimiz günlerde yaptığımız kısa bir
telefon görüşmesinde bana Kurşunlu'dan çocukluk günlerimden kalan aramızdaki
konuşmayı anımsattı. Taştan kumdan kale yapıyormuşuz.  Ona, "Her taşın bir öyküsü vardır" dediğimi
anımsattı. Bir güzel insana ne de güzel söylemişim. Unutmamış…





O yıllar kumdan kaleler kurardık, kumsaldaki
taşlarla ördüğümüz minik iskelelerimiz de olurdu. Ben çocuktum o ise genç bir
şair…







Narlı'da bir çocuk babasına suda yüzen yavru kefal
(ilarya ya da liza) sürülerini gösteriyor heyecanla. Adam çocuğa "Deniz böyle temiz olursa balık da çok olur
bak"
diye öğüt veriyor. Karacaali köyü kahvesinde çardak altına toplanmış
ihtiyarlar da kendi aralarında tartışıyor. Masa üzerindeki bir kafesin içine 2
kumru konmuş. Biri kuşlara bakıp konuşuyorken, beriki "Bu kuşlar aslında kafeste yaşar" diyor. Belli ki kafesin sahibi o,
kuşları kafesleyen de galiba o. Ama kuşlar öyle mi? Kuşlar doğaya ait tıpkı
denizdeki balıklar gibi…





"Bir hayvan bütün 
işinin yaşamak olduğunu düşünür; insan ise yaşamı  bir şeyler yapmak için  bir olanak olarak görür."
der
Aleksandr Herzen  (Suçlu Kim? Yordam
Kitap,  1.Baskı, 2016, s. 28)
Hayvanların
insanları şüpheye düşürecek  yetenekleri de
var halbuki bilhassa yuvalar kurma konusunda. Bu tür belgesellerden  birisinde bu muazzam yuvalara şahit olmuştum.
 Bir erkek kirpi balığının eşini cezbetmek
için kumdan yaptığı  yuva insanı hayrete
düşürüyor. Hele ki bu yuvalara gösterdikleri ihtimam yanında evlerimiz bizim
kumdan kalelerimiz kadar ilkel kalıyorlardı. Ya binbir sabır ve meşakkatle
kunduzların inşa ettikleri o  muhteşem
barajlar, yer altına kentler kuran karıncalar, kuleler diken termit yuvaları.
Onlara kim söz söyleyebilir ki.







 "Mekanın Poetikası"  ise Gaston Bachelard'ın bir başyapıtı.  "Bu
kitapta inceleme alanımızın iyice belirlenmiş olması, bizim için çok elverişli
bir durumdur. Gerçekten de çok basit hayalleri, mutlu mekanın hayallerini
incelemek istiyoruz.  Soruşturmalarımıza,
bu yönelim çerçevesinde, yer-severlik (to pophilie) adı verilebilir."

diyordu Bachelard. (İthaki Yayınları, 2013, s. 27-28)





"Her
hayvanın kendi yuvasını yaparken gösterdiği ustalık ve özen  o hayvana öylesine uygundur ki,  daha iyisini becerebilecek  başka bir varlık yoktur. Bu da onu tüm
duvarcılardan, marangozlardan ve yapı ustalarından daha yetkin kılar;  çünkü şimdiye kadar hiçbir insan kendisi ve
yavruları için,  o küçücük hayvanların yaptığı
ölçüde yetkin bir yapı ortaya koymamıştır, 
öyle ki bu konuda  şöyle bir
atasözü bile vardır: insanlar  her şeyi
yapmayı becerir, kuş yuvasından başka."
 (a.g.e.,
s. 125)







Örneğin,
sosyal dokumacı kuşlarının (philetarius socius)  yuva ve paylaşım konusundaki dayanışmaları
insanlara parmak ısırtacak seviyededir.  Vogelkop
çardak kuşları ise   dişisine
yaptığı   kur ve  yuva süslemesiyle  insan hemcinslerine taş çıkartır.







"Ama içi boş bir
kabuk, tıpkı boş bir kuş yuvası gibi, sığınma üstüne kurulan düşleri çağırır.
Doğa, bizi şaşırtmak için çok basit bir yol kullanır: yaptığı şeyi kocaman
yapmak."

(Bachelard, a.g.e., s. 141-157)   Dev
istiridye (tridacna gigas) 14 libre (7 kg) lık bir yumuşakça olmasına
rağmen  kabuklarının ise her biri  250-300 kg gelir ve boyları 1-1,5 metre
arasındadır. Çin'deki zengin mandarinlerin bu hayvanın tek bir kabuğundan
yapılmış banyoları bile vardır…





Benim deniz canlılarıyla yaşadığım ilk heyecan çocukluk
yıllarıma rastlar. O vakitler zeytinlikler çadır yeri olarak kiraya verilirdi. Şimdi
adı Gemlik'le anılan Kurşunlu'da birkaç yaz geçirmiştik. Lodoslu bir günde kıyıya
vurmak üzere olan  iki küçük zargana
balığını   deniz suyuyla doldurduğum bir
leğene koymuş, elimle yakaladığım yavru balıkları ertesi gün denize bırakmıştım.
"Her Gün Yaşamak" adlı minik öykümde
anlatmıştım bunu.





Bundan başka birçok kıyı balıklarını da yine Kurşunlu'da
tanıdım. Kaya balıklarını, dikenli izmaritleri, isparileri.  Büyükkumla'ya ziyaretlerimizden birinde daha
yakından tanıştım horozbinalarla. Bu küçük ama yapışkan balıklar da kıyıya
yakın ve yosunlarla kayalar arasında yaşıyorlardı. Bir taşın altından bir
yosunun arasından çıkıveriyor ama elinizden kayıveriyorlardı. Avucumun içinde
misafir etmiştim kazara onları da…





İnsanlar ne diye bu kadar özensiz,
gelişigüzel ve umursamazcasına konutlar yapar ki…Devamı gelecek



--------------------------------

TAMER UYSAL KİMDİR?



1965'de
Bursa'da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa'da yaptı.

Çocukluğu Demiryolu
altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi'ni bitirdi. 1988 yılında Ege
Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi'nden mezun
oldu. Uludağ Üniversitesi'nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret
Lisesi'nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar
öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde
Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden
2015'te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda
kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında
bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır.
Bursa'daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press ...) 1995-2000 arası
kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli
konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı. 




Türkiye çapında yazı ve
şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert
Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve
gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte.



 



 



 
 
Yorum Ekle    Arkadaşına Gönder

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

Köşe Yazarları
Kerim KANCA
Çalışma'yan Belediye Başkanları'na Neşter Geliyor
Bayram Tomakin
"Her canlı ölümü tadacaktır"…
Sosyal Hizmet Uzmanı Fatih KURŞUN
Aileler için Cinsel İstismarı Önleme Tüyoları
KUNUK KALEMLER
YAZDAN KALMA BİR YAZI
mehmet sönmezoğlu
İbadetlerin En Sevimlisi Devamlı Olandır
Prof.Dr Ali Osman Özcan
NANKÖRLÜĞE ÖVGÜ
İSTATİSTİK
  İstatistik
  Dün : 28072
  Bugün : 2029
  Toplam: 11335364
   Şuan Çevirimiçi:

 139 konuk,

 
DUYURULAR
» www.halkinnabzi.net Bölgesel ve Yerel Yayın aği
Gazeteniz Halkınnabzı Basın Yayın Kurallarına Uymaya Söz vermiş Halka Gönüllü Miğfer Olmaya devam Ediyor. Ağırlıklı Yayın ..
     
Foto Galeri  
Daha sağlıklı bir geleceğin yolu gastrofizikten mi geçiyor
İzlenme : 2
Daha sağlıklı bir geleceğin yolu gastrofizikten mi geçiyor
İzlenme : 2
Başarılı Bir Eğitim İçin Sağlıklı Gözler Şart
İzlenme : 2
Futbolda başarıda beslenme antrenman kadar önemli
İzlenme : 2
Video Galeri  
Ahmet Aslan [ Nem Kaldı
İzlenme : 148
Farid Farjad Robabeh Jan
İzlenme : 1710
LP - Lost On You [Live Session]
İzlenme : 3960
15 Temmuz Şehitleri Belgesel Filmi
İzlenme : 788
ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN BU HAFTA BU AY

YORUMLAR
» Çatı onarımı sırasında elektrik akımına kapıldı
» SAÜ 'de Hayvanlar üzerinde tıbbi deneyler yapılacak
» Vatandaş Muhtarın Rahatını Kaçırdı
» KANDİLLİDEN İKİNCİ ADAY ADAYI
» kdz ereğliye yeni bir spor kulübü kuruldu
» Nihayet AK Parti İlçelerde Adaylarını Belirledi
» VEFAT VE TEŞEKKÜR
» Haberimiz ses getirdi 280 gram ekmek 300 gram getirildi
» Yazar İrfan Güve'nin Şiiri Kazmanın Ucundaki Ölüm
» Varol Demirköse Muhtar dayı
 

HAVA DURUMU
ZONGULDAK İSTANBUL SAKARYA
Günün Sözü
Öfkeyi sevgiyle,kötülüğü iyilikle yen.Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.

( Buddha (filozof, öğretmen, ve dini lider.) )
Döviz kurları
TRT HABER MANŞETLERİ

KATEGORİLER

SİTE

Copyright © Halkın Nabzı Bölgesel ve Yerel Haber Gazetesi